İyi akşamlar iyi yayınlar.. İlkay Akkaya’dan “Ah Sensiz” adlı eseri çalarsanız çok sevinirim… Bu türkü kavuşamadığım birtaneme, canımın içi Rojamin’e armağan etmek istiyorum..
ablaaa..ben cezaevi personeliyimmm….itüm infaz koruma memurlarınnaa vee özellikklee sizzee gelsinn ablaaa..sağolll…üflediler sondümmm..sizee vede tüm radyo çalışanları içinnnn..olsunn..allah razı olsun eşim cok sevindii adıı leylaa kızımm ilaydaaaa..saolunnn vyuuuuvvvvv
sıradaki parçayıı neslihan..denizz..duran vee osman için gelsinn a.eo.. iyi akşamlrr
Tekrar merhaba Sevgili Tülin. Az evvel Vedat Türkali’nin şiirini seslendirirken bizi çok duygulandırdın. Şiir bitti biz Yüksel abiyle birbirimize bakakaldık.. Eee çok güzel şiir okursan biz de bir tane daha göndeririz 🙂 Bu sefer de Hasan İzzettin Dinamo’nun çok sevdiğim bir şiirini gönderiyorum. Yorumlayabilirsen seviniriz. Yüksel ağbide teşekkür ediyor ve selamlarını gönderiyor. Kolay gelsin can..
ÖZGÜRLÜK TÜRKÜSÜ
Ben, şair olmuşsam özgürlük,
Yalansız riyasız söylüyorum
senin aşkından olmuşum.
Ben, bacak kadar çocukluğumdan beri
Hep sensizliğin yarattığı
dayanılmaz serüvenlerin
O korkunç ağusuyla dolmuşum.
En son türkümde seni söyleyeceğim.
Bir emperyalist tankı altında
şair yüreğim ezilirken
Ya da dünyanın en güzel bir sabahında
Bir duvar dibinde kurşuna dizilirken.
Varsın ondan geri tonton şairler
Çember çeviredursun asfaltında şehrin
Varsın küçümencik aydınlar
“Cennet Bahçesi”nde dondurma yesin.
Eğer sen yenilirsen özgürlük,
Elveda artık serbest zamanlar, deniz
türküleri,
Çevirecek şiirimizin dört bir yanını
Gamalı Haç markalı tel örgüleri.
Elveda, artık şehrin kaldırımlarında
Gülerek, oynayarak yürümek.
Elveda, öyleyse elveda bundan geri
sen, sevgili yemek.
Ben bu yeryüznü neyleyim
Aşksız, arkadaşsız, özgürlüksüz
Denizlerin, dağların güzelliğini,
Altındağın kekliğini
Demir çizmeli hergeleler yerken?
Böyle bir zamanda
Şairler, neyleyim bu şiirleri ben
Tahta atlardan, uçurtmalardan söz eden.
Boyuna ağlamak geliyorsa içimden
Kendi küçük ekmeğimi yitireceğimden değil,
Artık, yeni giynek, yeni ayakkabı
Yeni don, yeni gömlek alamayacağımdan
Artık caddelerde sempatik yüzler bulamayacağımdan değil,
Daha büyük, daha büyük sorun:
Ne şair diliyle, ne kuş diliyle, ne Tanrı diliyle
Ahbaplar, insanca konuşalım
Uçurumlarında uyuduğumuz uygarlık
Büsbütün yalınayak mı bırakıp bizi göçecek?
Durun hele
Bir matara suyumuz daha var içecek,
Alnı gelincik çelengiyle süslü
Kutsal özgürlük yiğitleri,
Sarsarak bir kez daha göğü, yeri
Tank-tank, top-top, mermi-mermi
Türkü söylemek günü geldi.
Göğsümüzün altında çarptıkça yüreğimiz
Savunacağız biz
Güneşi, havayı, suyu ve insanı,
Savunacağız biz
Kalbin öğrettiği
en güzel şeyi
VATANI.
Tekrar merhaba Tülin Dost.
Yine ben, teknik sorunlari olsada bazen,türkü radyoyu dinlemeye doyulmaz ve düzelinceye beklemeye deger, Cünkü ses olunan Siirler can verir bizlere, paylasilan Eserler hayatimizi en iyi anlatan o türkülerimizdir ve de sunanlar Dostlarimiz ve canlarimizdir.
Bu seferde Hüseyin Ugurlunun yorumuyla – Suc bende degil- adli eseri rica ediyorum. bu eserde Size ,Sizleri su an dinleyen Dostlara vede benden bana armagan olsun.
Dostca selam ve saygilarimla
Selam Tülin Dost.
Paylastiginiz bu güzel Eserler,ses oldugunuz siirler icin cok tesekkürler, Yüreginize, emeginize saglik Dost.
Sizden Hüseyin Turanin yorumuyla – Eller bizi görmeden – adli eseri rica ediyorum ,paylasirsaniz sevinirim, Ve de bu eser basta Size ve tüm Türkü radyo ailesine armaganim olarak gelirse sevinirim.
Dostca selam ve saygilarimla.
Salkım salkım tan yelleri estiğinde
Mavi patiskaları yırtan gemilerinle
Uzaktan seni düşünürüm İstanbul
Binbir direkli Halicinde akşam
Adalarında bahar
Süleymaniyende güneş
Hey sen güzelsin kavgamızın şehri
Ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde
Bakışlarımda akşam karanlığın
Kulaklarımda sesin İstanbul
Ve uzaklardan
Ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde
Sen şimdi haramilerin elindesin İstanbul
Plajlarında karaborsacılar
Yağlı gövdelerini kuma sermiştir.
Kürtajlı genç kızlar cilve yapar karşılarında
Balıkpazarında depoya kaçırılan fasulyanın
Meyvesini birlikte devşirirler
Sen şimdi haramilerin elindesin İstanbul
Et tereyağı şeker
Padişahın üç oğludur kenar mahallelerinde
Yumurta masalıyla büyütülür çocukların
Hürriyet yok
Ekmek yok
Hak yok
Kolların ardından bağlandı
Kesildi yolbaşların
Haramilerin gayrısına yaşamak yok
Almış dizginleri eline
Bir avuç vurguncu müteahhit toprak ağası
Onların kemik yalayan dostları
Onların sazı cazı villası doktoru dişçisi
Ve sen esnaf sen söyle sen memur sen entellektüel
Ve sen
Ve sen haktan bahseden Ortaköyün Cibalinin işçisi
Seni öldürürler
Seni sürerler
Buhranlar senin sırtından geçiştirilir
İpek şiltelerin istakozların
ve ahmak selameti için
Hakkında idam hükümleri verilir
Haktan bahseden namuslu insanları
Yağmurlu bir mart akşamı topladılar
Karanlık mahzenlerinde şehrin
Cellatlara gün doğdu
Kardeşlerin acısıyla yanan bir çift gözün vardır
Bir kalem yazın vardır
Dudaklarını yakan bir çift sözün vardır
Söylenmez
Haramiler kesmiş sokak başlarını
Polisin kırbacı celladın ipi spikerin çenesi baskı makinesi
Haramilerin elinde
Ve mahzenlerinde insanlar bekler
Gönüllerinde kavga gönüllerinde zafer
Bebeklerin hasreti içlerinde gömülü
Can yoldaşlar saklıdır mahzenlerinde
Boşuna çekilmedi bunca acılar İstanbul
Bulutların ardında damla damla sesler
Gülen çehreleri ve cesaretleriyle
Arkadaşlar çıktı karşıma
Dindi şakalarımın ağrısı
Bir kadın yoldaş tanırdım
Bir kardeş karısı
Hasta ciğerlerini taşıdığı çelimsiz kemikli omuzları
Ve hüzünlü çehresiyle bebelerini seyrederdi
Cellatlara emir verildiği gün haramilerin sarayında
Gebeliğin dokuzuncu ayında
Aç kurtların varoşlara saldırdığı
Tipili bir gece yarısı
Sırtında çok uzak bir köyden indirdi
Otuzbeş kiloluk sırrımızı
Zafer kanlı zafer kıpkırmızı
Boşuna çekilmedi bunca acılar İstanbul
Bekle bizi
Büyük ve sakin Süleymaniyenle bekle
Parklarınla köprülerinle kulelerinle meydanlarınla
Mavi denizlerine yaslanmış
Beyaz tahta masalı kahvelerinle bekle
Ve bir kuruşa Yenihayat satan
Tophanenin karanlık sokaklarında
Koyunkoyuna yatan
Kirli çocuklarınla bekle bizi
Bekle zafer şarkılarıyla caddelerinden geçişimizi
Bekle dinamiti tarihin
Bekle yumruklarımız
Haramilerin saltanıtını yıksın
Bekle o günler gelsin İstanbul bekle
Sen bize layıksın
Üretmeyenler yaşamı ve rüzgârı göğünden, denizi balığından esirgeyenler
kökleri toprakta değildir onların. Sudan ve havadan
uzağa sürdükçe bir kâğıt kadar boş ve beyazdırlar. Ve bir
çanak parçası kadar eklenmesi olanaksız öbür parçalarına. Doğa durur ve ilerlemez çünkü damarlarında.
Nasıl kabuk tutmazsa işleyen yarayı, kilden ve cansız
çakıllardan kentleri nasıl yıkıp geçerse deprem, pul pul dökülecektir onlar da, gelecek günlerin üzerinden.
Kemal ÖZER’in dizeleriyle yaşamlarında üreten, emek sarf eden tüm insanlara selamlar. Türküler ve eşlik eden şiirleri bizlere sunduğun için teşekkür ederiz sevgili Tülin. Yüksel arkadaşımla oturduk bu kıymetli yayınını dinliyoruz. Türkülerdeki öğretilerde üretmenin değeri ve üretileni ortak paylaşmanın değeri vurgulanmakta olduğu için bizde Yüksel abiyle seninle ve tüm dostlarla selamımızı paylaşalım diye düşündük. Vedat Türkali’nin bu güzel şiirini senin yorumunla sana armağan ediyoruz. 🙂 Sonrasındada ricamız ”Bekle Bizi İstanbul” ezgisi olacak. Şimdiden emeklerin için teşekkür ediyor yayınında kolaylık diliyoruz…
selamlar güzel yayınlar bir türküde ben riça etsem emrah mahsuni babam türküsünü sizlere radyo dostlarına ve uzak diyarlara gitsin şimdiden cok tşk umut dolu yarınlar dilerim
ahmet aslan icimdeki ruh iyi yayinlar yolunuz acik olsun canlar
çok sağ olunnn tşşşşşşşşşşşşşş
İyi akşamlar iyi yayınlar.. İlkay Akkaya’dan “Ah Sensiz” adlı eseri çalarsanız çok sevinirim… Bu türkü kavuşamadığım birtaneme, canımın içi Rojamin’e armağan etmek istiyorum..
şu an eşimle sizi dinlemekteyimm sıradki parçayı eşime ,kızıma ,vede 7 ay sonra doğacak çocuğuma armağan etmek istiyorum
şu an eşimle sizi dinlemekteyimm sıradki parçayı eşime ,kızıma ,vede 7 ay sonra doğacak çocuğuma armağan etmek istiyorum
vallaa ölee bekliyommm..eşim ilaçını iççek yatacakkkk..çalınn hadii eğer mümkünse suzan suziiii…veyaa deniz gözlüm yavuz bingöldenn
ablaaa..ben cezaevi personeliyimmm….itüm infaz koruma memurlarınnaa vee özellikklee sizzee gelsinn ablaaa..sağolll…üflediler sondümmm..sizee vede tüm radyo çalışanları içinnnn..olsunn..allah razı olsun eşim cok sevindii adıı leylaa kızımm ilaydaaaa..saolunnn vyuuuuvvvvv
sıradaki parçayıı neslihan..denizz..duran vee osman için gelsinn a.eo.. iyi akşamlrr
Tekrar merhaba Sevgili Tülin. Az evvel Vedat Türkali’nin şiirini seslendirirken bizi çok duygulandırdın. Şiir bitti biz Yüksel abiyle birbirimize bakakaldık.. Eee çok güzel şiir okursan biz de bir tane daha göndeririz 🙂 Bu sefer de Hasan İzzettin Dinamo’nun çok sevdiğim bir şiirini gönderiyorum. Yorumlayabilirsen seviniriz. Yüksel ağbide teşekkür ediyor ve selamlarını gönderiyor. Kolay gelsin can..
ÖZGÜRLÜK TÜRKÜSÜ
Ben, şair olmuşsam özgürlük,
Yalansız riyasız söylüyorum
senin aşkından olmuşum.
Ben, bacak kadar çocukluğumdan beri
Hep sensizliğin yarattığı
dayanılmaz serüvenlerin
O korkunç ağusuyla dolmuşum.
En son türkümde seni söyleyeceğim.
Bir emperyalist tankı altında
şair yüreğim ezilirken
Ya da dünyanın en güzel bir sabahında
Bir duvar dibinde kurşuna dizilirken.
Varsın ondan geri tonton şairler
Çember çeviredursun asfaltında şehrin
Varsın küçümencik aydınlar
“Cennet Bahçesi”nde dondurma yesin.
Eğer sen yenilirsen özgürlük,
Elveda artık serbest zamanlar, deniz
türküleri,
Çevirecek şiirimizin dört bir yanını
Gamalı Haç markalı tel örgüleri.
Elveda, artık şehrin kaldırımlarında
Gülerek, oynayarak yürümek.
Elveda, öyleyse elveda bundan geri
sen, sevgili yemek.
Ben bu yeryüznü neyleyim
Aşksız, arkadaşsız, özgürlüksüz
Denizlerin, dağların güzelliğini,
Altındağın kekliğini
Demir çizmeli hergeleler yerken?
Böyle bir zamanda
Şairler, neyleyim bu şiirleri ben
Tahta atlardan, uçurtmalardan söz eden.
Boyuna ağlamak geliyorsa içimden
Kendi küçük ekmeğimi yitireceğimden değil,
Artık, yeni giynek, yeni ayakkabı
Yeni don, yeni gömlek alamayacağımdan
Artık caddelerde sempatik yüzler bulamayacağımdan değil,
Daha büyük, daha büyük sorun:
Ne şair diliyle, ne kuş diliyle, ne Tanrı diliyle
Ahbaplar, insanca konuşalım
Uçurumlarında uyuduğumuz uygarlık
Büsbütün yalınayak mı bırakıp bizi göçecek?
Durun hele
Bir matara suyumuz daha var içecek,
Alnı gelincik çelengiyle süslü
Kutsal özgürlük yiğitleri,
Sarsarak bir kez daha göğü, yeri
Tank-tank, top-top, mermi-mermi
Türkü söylemek günü geldi.
Göğsümüzün altında çarptıkça yüreğimiz
Savunacağız biz
Güneşi, havayı, suyu ve insanı,
Savunacağız biz
Kalbin öğrettiği
en güzel şeyi
VATANI.
Hasan İzzettin DİNAMO
Tekrar merhaba Tülin Dost.
Yine ben, teknik sorunlari olsada bazen,türkü radyoyu dinlemeye doyulmaz ve düzelinceye beklemeye deger, Cünkü ses olunan Siirler can verir bizlere, paylasilan Eserler hayatimizi en iyi anlatan o türkülerimizdir ve de sunanlar Dostlarimiz ve canlarimizdir.
Bu seferde Hüseyin Ugurlunun yorumuyla – Suc bende degil- adli eseri rica ediyorum. bu eserde Size ,Sizleri su an dinleyen Dostlara vede benden bana armagan olsun.
Dostca selam ve saygilarimla
isteğim radyo eskisi gibi değil problemler yaşanıyr… internetim hızlı olmasına rağmen kısa süreli kesintilerle yayın gelmekte bilgilerinize…
slm can iyi yayınlar sizden güler duman oğul yar içerden eseri rc ediyom bu eser tüm dostlara ve sevdiklerime gelsin iyi yayınlar can
arif sagdan erisin dagların karı turkusunu zahidem için calar mısınız
Selam Tülin Dost.
Paylastiginiz bu güzel Eserler,ses oldugunuz siirler icin cok tesekkürler, Yüreginize, emeginize saglik Dost.
Sizden Hüseyin Turanin yorumuyla – Eller bizi görmeden – adli eseri rica ediyorum ,paylasirsaniz sevinirim, Ve de bu eser basta Size ve tüm Türkü radyo ailesine armaganim olarak gelirse sevinirim.
Dostca selam ve saygilarimla.
İSTANBUL
“Sis” şairine ithaf edilmiştir.
Salkım salkım tan yelleri estiğinde
Mavi patiskaları yırtan gemilerinle
Uzaktan seni düşünürüm İstanbul
Binbir direkli Halicinde akşam
Adalarında bahar
Süleymaniyende güneş
Hey sen güzelsin kavgamızın şehri
Ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde
Bakışlarımda akşam karanlığın
Kulaklarımda sesin İstanbul
Ve uzaklardan
Ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde
Sen şimdi haramilerin elindesin İstanbul
Plajlarında karaborsacılar
Yağlı gövdelerini kuma sermiştir.
Kürtajlı genç kızlar cilve yapar karşılarında
Balıkpazarında depoya kaçırılan fasulyanın
Meyvesini birlikte devşirirler
Sen şimdi haramilerin elindesin İstanbul
Et tereyağı şeker
Padişahın üç oğludur kenar mahallelerinde
Yumurta masalıyla büyütülür çocukların
Hürriyet yok
Ekmek yok
Hak yok
Kolların ardından bağlandı
Kesildi yolbaşların
Haramilerin gayrısına yaşamak yok
Almış dizginleri eline
Bir avuç vurguncu müteahhit toprak ağası
Onların kemik yalayan dostları
Onların sazı cazı villası doktoru dişçisi
Ve sen esnaf sen söyle sen memur sen entellektüel
Ve sen
Ve sen haktan bahseden Ortaköyün Cibalinin işçisi
Seni öldürürler
Seni sürerler
Buhranlar senin sırtından geçiştirilir
İpek şiltelerin istakozların
ve ahmak selameti için
Hakkında idam hükümleri verilir
Haktan bahseden namuslu insanları
Yağmurlu bir mart akşamı topladılar
Karanlık mahzenlerinde şehrin
Cellatlara gün doğdu
Kardeşlerin acısıyla yanan bir çift gözün vardır
Bir kalem yazın vardır
Dudaklarını yakan bir çift sözün vardır
Söylenmez
Haramiler kesmiş sokak başlarını
Polisin kırbacı celladın ipi spikerin çenesi baskı makinesi
Haramilerin elinde
Ve mahzenlerinde insanlar bekler
Gönüllerinde kavga gönüllerinde zafer
Bebeklerin hasreti içlerinde gömülü
Can yoldaşlar saklıdır mahzenlerinde
Boşuna çekilmedi bunca acılar İstanbul
Bulutların ardında damla damla sesler
Gülen çehreleri ve cesaretleriyle
Arkadaşlar çıktı karşıma
Dindi şakalarımın ağrısı
Bir kadın yoldaş tanırdım
Bir kardeş karısı
Hasta ciğerlerini taşıdığı çelimsiz kemikli omuzları
Ve hüzünlü çehresiyle bebelerini seyrederdi
Cellatlara emir verildiği gün haramilerin sarayında
Gebeliğin dokuzuncu ayında
Aç kurtların varoşlara saldırdığı
Tipili bir gece yarısı
Sırtında çok uzak bir köyden indirdi
Otuzbeş kiloluk sırrımızı
Zafer kanlı zafer kıpkırmızı
Boşuna çekilmedi bunca acılar İstanbul
Bekle bizi
Büyük ve sakin Süleymaniyenle bekle
Parklarınla köprülerinle kulelerinle meydanlarınla
Mavi denizlerine yaslanmış
Beyaz tahta masalı kahvelerinle bekle
Ve bir kuruşa Yenihayat satan
Tophanenin karanlık sokaklarında
Koyunkoyuna yatan
Kirli çocuklarınla bekle bizi
Bekle zafer şarkılarıyla caddelerinden geçişimizi
Bekle dinamiti tarihin
Bekle yumruklarımız
Haramilerin saltanıtını yıksın
Bekle o günler gelsin İstanbul bekle
Sen bize layıksın
Vedat TÜRKALİ
Üretmeyenler yaşamı ve rüzgârı göğünden, denizi balığından esirgeyenler
kökleri toprakta değildir onların. Sudan ve havadan
uzağa sürdükçe bir kâğıt kadar boş ve beyazdırlar. Ve bir
çanak parçası kadar eklenmesi olanaksız öbür parçalarına. Doğa durur ve ilerlemez çünkü damarlarında.
Nasıl kabuk tutmazsa işleyen yarayı, kilden ve cansız
çakıllardan kentleri nasıl yıkıp geçerse deprem, pul pul dökülecektir onlar da, gelecek günlerin üzerinden.
Kemal ÖZER’in dizeleriyle yaşamlarında üreten, emek sarf eden tüm insanlara selamlar. Türküler ve eşlik eden şiirleri bizlere sunduğun için teşekkür ederiz sevgili Tülin. Yüksel arkadaşımla oturduk bu kıymetli yayınını dinliyoruz. Türkülerdeki öğretilerde üretmenin değeri ve üretileni ortak paylaşmanın değeri vurgulanmakta olduğu için bizde Yüksel abiyle seninle ve tüm dostlarla selamımızı paylaşalım diye düşündük. Vedat Türkali’nin bu güzel şiirini senin yorumunla sana armağan ediyoruz. 🙂 Sonrasındada ricamız ”Bekle Bizi İstanbul” ezgisi olacak. Şimdiden emeklerin için teşekkür ediyor yayınında kolaylık diliyoruz…
selamlar güzel yayınlar bir türküde ben riça etsem emrah mahsuni babam türküsünü sizlere radyo dostlarına ve uzak diyarlara gitsin şimdiden cok tşk umut dolu yarınlar dilerim