Türkü Radyo'da Bugün

Son Yazılan Mesajlar

Salınıp gelişi türküye benzeyenler

guvercin

İnsanların türküleri kendilerinden güzel,
kendilerinden umutlu,
kendilerinden kederli,
daha uzun ömürlü kendilerinden.
Sevdim insanlardan çok türkülerini.
İnsansız yaşayabildim
türküsüz hiçbir zaman.
Hiçbir zaman beni aldatmadı türküler de.

Türküleri anladım hangi dilde söylenirse söylensin.

Bu dünyada yiyip içtiklerimin,
gezip tozduklarımın,
görüp işittiklerimin,
dokunduklarımın, anladıklarımın
hiçbiri, hiçbiri,
beni bahtiyar etmedi türküler kadar…

Nazım Hikmet RAN

Şairimiz Nazım Hikmet ne güzel anlatmış türkülere duyduğu sevgiyi… “İnsansız yaşayabildim
türküsüz hiçbir zaman.”  Evet, insansız yaşanabilir, ya türküsüz nasıl yaşanır?

Ah bu türküler
Türkülerimiz
Ana sütü gibi candan
Ana sütü gibi temiz

Türkülerde tüter dağ dağ, yayla yayla
Köyümüz, köylümüz, memleketimiz.
Ah bu türküler,
Köy türküleri
Dilimizin tuzu biberi
Memleket ahvalini onlardan sor
Kitaplarda değil, türkülerde ara Yemen’i
Öleni, kalanı, gidip gelmeyeni…
Ben türkülerden aldım haberi.

Ah bu türküler, köy türküleri
Mis gibi insan kokar, mis gibi toprak
Hilesiz hurdasız, çırılçıplak
Dişisi dişi, erkeği erkek

Kaşı kaş, gözü göz, yarası yara
Bıçağı bıçak.
Ah bu türküler, köy türküleri
Karanlık kuyularda açılmış çiçekler gibi
Kiminin reyhasından geçilmez
Kimi zehir, kimi zemberek gibi.

Bedri Rahmi EYUBOĞLU
“Kimi zehir, kimi zemberek gibi.” Evet, büyük şair, ünlü ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu da Türküler Dolusu adlı uzun şiirinde, türkülerimizi, türkülerimizin hayatı yansıtışını, hayatın ta kendisi olduğunu ne de güzel anlatmış.

Ankara’da yedik taze meyveyi
Boşa çiğnemişim yalan dünyayı
Keskin’e gelince yıkın künyeyi
Söyleyin anama anam ağlasın
Anamdan başkası yalan ağlasın

 

“Boşa çiğnemişim yalan dünyayı” Ahh, ne acı bir insan için bunu söylemek! Hayatın sonuna gelip de ömrünü boşa harcadığını fark etmek… “Keskin’e gelince yıkın künyeyi” Demek delikanlı hastalanmış, iflah olmaz bir derde tutulmuş. Öyle ya durup dururken adamın künyesi yıkılır mı? Şu bizim güzel dilimizde neler yıkılmaz. Ev bark yıkılır. Kaş göz yıkılır. Bir türkümüz de der ki: “Kaşlarını yıktı geçti.” Fes yıkılır, şapka yıkılır, dünyalar başımıza yıkılır ama bir defa insanın künyesi yıkılmaya görsün…

 

Hastane önünde incir ağacı
Doktor bulamadı bana ilâcı
Baştabip geliyor zehirden acı

Garip kaldım yüreğime derd oldu
Ellerin vatanı bana yurd oldu

 

İflah olmaz türkülerimizden biri daha. “Doktor bulamadı bana ilâcı “,”Garip kaldım yüreğime derd oldu” İnsanın dermansız derde düşmesi, hem de bu derde gurbet elde düşmesi ne acı… Derde gurbet elde düştüğünü yine türkümüz haber veriyor:”Mezarımı kazın bayıra düze
yönünü çevirin sıladan yüze” Mezarımı bayıra da kazsanız, düze de kazsanız önemli değil yeter ki yönü sılaya doğru olsun. İşte burada bir ahh çekiyorum. Ben sılama varamadım, sevdiklerimi göremedim, bari mezarım sılaya doğru baksın… Bir de” Benden selâm söylen sevdiğimize” diyor. Başka ne desin?

 

Gurbet elde bir hal geldi başıma,
Ağlama gözlerim Mevlâ kerimdir.
Derman arar iken derde düş oldum,
Ağlama gözlerim Mevlâ kerimdir.

 

Huma kuşu yere düştü ölmedi,
Dünya Sultan Süleyman’a kalmadı.

Dedim yâre gidem nasip olmadı,
Ağlama gözlerim Mevlâ kerimdir.

 

Söz kendiliğinden gurbet türkülerine geldi. Türkü gurbet türküsü olur da içli olmaz mı? Köyünde aç kalacağını sezince gurbete çıkmış nice yiğitler. Sılada bırakmış biricik sevdiğini, anasını, babasını. Onlara ekmek kazanmak uğruna. Ve hasretlik dağlamış hem gurbettekinin hem de sılada kalanların yüreğini. İşte acılar yüreği dağlayınca -yürekten duman çıkmaz- acı, dile vurur kendini, dil söze, mızrap tele vurur:

”Duygular dönüştü söze

Yanık seda işler öze

Dertli dertli vurup saza

Telinen öldürmen beni”

 

Hüdai’yim daldım gama

Saldı beni demden deme

Asın kesin yüzün ama

Dilinen öldürmen beni.”

Âşık Hüdai de böyle diyor.

 

Edebiyatımızın büyük ozanı Karacaoğlan da gurbetten muzdarip:

 

“Gel gönül gurbete gitme

Ya gelinir ya gelinmez

Her güzele meyil verme

Ya sevilir ya sevilmez”

Evet, gidilen yer gurbet olunca, dönülüp dönülmeyeceğini yalnız Allah bilir. Geçmiş zamanlarda olanaklar şimdiki gibi olmadığından çoğu kişi dönememiş bir daha sılasına. Ya hastalanmış ya da başka dertler gelmiş başına.

 

“Bugün çay bulandı yarın durulmaz
Yol ver dağlar ben sılama varayım
Muhabbetli yardan gönül ayrılmaz
Yol ver dağlar ben sılama varayım

Zalım dağlar varayım, karlı dağlar varayım”

 

“Başı duman pare pare
Yol ver dağlar yol ver bana
Gönlüm gitmek ister yare
Yol ver dağlar yol ver bana”

” dese de dertli ozan, yüce dağlar yol vermemiş bir daha. Hem gurbete düşen hem de sılada kalan dertlendikçe dertlenmiş. Dedik ya, türküler bu dertlenmelerin en somut ve kalıcı ifadesi olarak çıkmış ortaya:

 

“Yârim İstanbul’u mesken mi tuttun,
Gördün güzelleri beni unuttun,
Sılaya gelmeye yemin mi ettin.

Gayri dayanacak özüm kalmadı,
Mektuba yazacak sözüm kalmadı.

Yârim sen gideli yedi yıl oldu,
Diktiğin fidanlar meyveye geldi,
Seninle gidenler sılaya döndü.

Gayri dayanacak özüm kalmadı,
Mektuba yazacak sözüm kalmadı.”

 

Ne demiş şair:

”Ölüm Allah’ın emri, ayrılık olmasaydı.”

 

Ölüme katlanmış insanoğlu, onun Hak’tan geldiğini kabullenerek. Ama ayrılık acısı sinesini yaktıkça yakmış, “Gayri dayanacak özüm kalmadı.” Öz tükenmiş, daha ne kalır ki? Koskoca yedi yıl… Bekle, bekle, bekle… Ne bir haber, ne bir mektup… İşte türküler bu acıyla çıkmış sineden.

 

“Yârim senden ayrılalı
Hayli zaman oldu gel gel
Bak gözümden akan yaşa
Ab-ı revan oldu gel gel

Böyle m’olur küsüp gitmek
Seni seveni terk etmek
Haram oldu yemek içmek
İşim figân oldu gel gel

Kul Âşık ever varmaya
Halinden haber sormaya
Yetiş namazım kılmaya
Seni seven öldü gel gel”

 

Daha ne desin gurbette bekleyen?  “Ölümden öte köy var mı.”Yetiş namazım kılmaya seni seven öldü gel gel” diyor. Sağlığımda görüşemedik, artık ölüyorum, bari namazımı kılmaya –cenazeme- yetiş. Burada bir ahh daha… Ve benzer bir türkü daha:

 

Ağlama yar ağlama
Mavi yazma bağlama
Mavi yazma tez solar
Ciğerimi dağlama


Elma al olanda gel
Ayva nar olanda gel
Hasta düştüm gelmedin
Bari can verende gel.

 

 

Türkü söyleyip, türkü gibi yaşayanlar; Türküleri yaşatanlar; İki sevdasından biri türkü olanlar; Salınıp gelişi türküye benzeyenler; Yol olan yoldaş olan, sır olan sırdaş olan, cana sevgili; sevgiliye can olan türküler. Türkü Sevdalıları;

Hergün tek ve doğru adresimiz Türkü Radyo’da  buluşalım …

 

TÜRKÜ RADYO

TurkuRadyo
 
 
 

Hayatımızdaki her  duygunun karşılığını türkülerde buluruz: Acıyı, gamı, kederi, hüznü, mutluluğu,  memleket özlemini, hasreti, neşeyi… Hepsi türkülerde saklıdır. Türküler bizim  dilimizdir. Biz sussak da onlar bizi en güzel şekilde anlatır.
 
 
Türküler samimidir, sahicidir. Yüzyıllardır türkülerle anlatılmıştır  duygular. Onlar eskimez, değerini yitirmez. Hayatın tüm renkleri türkülerde  saklıdır. Türkülerle seviniriz, üzülürüz, kederlenir, coşar, ağlarız. İşte  hayatı “türkü tadında yaşamak” budur. Türkülerin farkına  varamayanlar aslında hayatın farkına varamamışlardır. Türküler bizim en değerli  hazinemizdir. Bu hazine tek başına kimsenin değil; bizimdir, hepimizindir.

Nalan Akdeniz – Dost ile Demler – Kayseri

129

Dost ile Demler

 

Hani, diyorum da, insanin gercekten mükemmel bir dostu olsa…  “Ona”, söyle, içine sindire-sindire, kocaman bir sarılsa… Yüreklilikle söylediginiz… ” Canim benim!.. dediğiniz… Telefonda bile saatlerce konuştuğunuz, sıcacık biri… Cesur, sempatik, azimli, kararlı… Arayan, soran, ”Seni özlüyorum” diyen biri. Böyle bir canlı ile her şeyi konuşabilir, paylaşabilirsiniz. Yanıltmaz! Anlayışla karşılar her şeyi… Hataları, günahları-sevapları, her bir şeyi konuşabilirsiniz onunla… Bir arayış içinde olmanıza gerek yoktur. O kendiliğinden çıka gelir zaten.  Bir gün bakarsınız, kapınızda… Bir da bakmışsınız sımsıcak sohbetler, derin konular, sırlar, paylaşımlar… Kimseye söyleyemediğinizi, en yakınınıza anlatamadığınızı, geçmişteki İzleri, geleceğe dairlerinizi, sadece ona anlatır olursunuz. Kadın, erkek farketmez. Bir dost bulun! Ama gerçek olsun. Aradığınızda işinizi değil, sizi soran… Kötü gününüzde ev sahibi, iyi gününüzde kıracınız olsun. Anlatsın, konuşsun, açık-seçik, korkmadan yaşasın. Güvensin! Cinsiyeti olmasın! Bir kartal kadar haşin, bir maymun kadar şaklaban, bir ceylan kadar narin olsun. Doğrulari söylesin. Gözleriyle ve kalpten konuşsun. Yaşasın!  Doya doya yaşasın, doya doya yaşatsın. Beyninden değil, yüreğinden versin. ”Olsun varsın! paylaşırım.” desin. Bir dostunuz olsun. Sizi ve benliğinizdekileri paylaşsın…  Dost olsun!  Ama… Gerçek bir dost..

Nazlı Kaya – Ezginin Günlüğü – Antalya

283662_221969814592689_439130852_n

Ezginin Günlüğü

 

öyle bir ezgidir ki hayat
insana ne getireceği bilinmez
bir bakarsın güldürür
bir bakarsın soldurur
öyle bir ezgidir ki hayat
sevdaların,aşkların name olur dile gelir
hiç beklemediğin anda sevgilin sana gelir
öyle bir ezgidir ki hayat
kar yağar güvendiğin dağlara
sonra isyanların seni mecnuna çevirir
darmadağın eder bitirir
öyle bir ezgidir ki hayat
sana çok şeyler verdiği gibi
verdiği şeyleri almasını da bilir…

 

Gökay Kaya – Türkülerle Yaşamak – Antalya

gokay

Türkülerle Yaşamak

 

Beşikte tanışırız türkülerle. Hamurumuz türkülerle yoğrulur. Mışıl mışıl  derin uykulara onun kollarında dalarız. Bizi sakinleştiren, içimize huzur veren  bu tılsımlı türkülerdir. Türkülerle olan dostluğumuzun, kader birliğimizin  başlangıcıdır bu. İlk türkümüzdür ninemizden duyduğumuz ninniler.

Eledim  eledim höllük eledim,
Aynalı beşikte balam bebek beledim.
Büyüttüm  besledim asker eyledim,
Gitti de gelmedi canan buna ne çare

Memleket özlemi  içimizde büyüyen bir yangındır. Biz gurbette içimizdeki bu ateşle yaşarız.  Gurbetin mavi sularına yaslanan şehir manzaraları, hiçbir zaman belleğimizden  silmeye yetmez memleket hayalini. Gözümüzde tüter memleketin taşı, toprağı. Ah!  deriz: Bir varsam memleketime. Kavuşsam anama, babama, kardeşlerime ocağıma,  toprağıma. Geçmez gurbette günler, uzadıkça uzar zaman.

Allı  turnam bizim ele varırsan
Şeker söyle kaymak söyle bal söyle
Gülüm gülüm,  kırıldı kolum
Tutmuyor elim, turnalar ey
Ah gülüm gülüm turnalar  ey
Eğer bizi sual eden olursa
Boynu bükük benzi soluk yâr söyle  

Hayatın dertleri,  sıkıntıları omuzlarımıza çökmüştür. Umutsuzluk esir almıştır bizi. Bir ışık, bir  tutunacak dal olsun isteriz. Bizim için yaşam dert yüküdür. Bu yükün altında  ezildiğimizi hissederiz. Birisinin bizi dürtmesini “Haydi yılgınlığa  kapılma sen üstesinden gelebilirsin.” demesini bekleriz. İşte bu, bizim  türkümüzdür o zaman.

Ne  ağlarsın benim zülfü siyahım
Bu da gelir bu da geçer ağlama
Göklere erişti  feryadım ahım
Bu da gelir bu da geçer ağlama 

Annemizin  sevgisine, şefkatine, sıcaklığına, tebessümüne ihtiyacımız vardır. Onun özlemini  çeker, yanında, dizinin dibinde olmak isteriz. Başımızı göğsüne yaslayıp huzuru  içimize çekmek isteriz. Bizi katıksız seven tek varlıktır annemiz. Bir tarhana  çorbasının kokusu bile bazen onu hatırlatır bize, canım annem nerdesin  dediğimizde işte bu bizim türkümüzdür o zaman.

Ağlama  yar ağlama anam
Mavi yazma bağlama
Mavi yazma tez solar anam
Yüreğimi  dağlama
Elma al olanda gel anam
Ayva nar olanda gel
Hasta düştüm  gelmedin anam
Bari can verende gel

Düğünler neşeyi,  sevinci çağrıştırır. Ancak bu neşenin, coşkunun içinde ayrılık ve bir de hüzün  vardır. Gelinin son gecesidir bu ana-baba ocağında. Kardeşlerinden, annesinden  babasından ayrılacak, kuş misali yuvadan uçacaktır. İşte bu da o ayrılığın  türküsüdür.

Kınayı  getir anam
Parmağın batır anam
Bu gece misafirem
Yanında yatır anam 

Evleri evlerine  benzemez; yolları yollarına; dağları dağlarına benzemez. Gurbete gelin gitmek  daha da zordur. Hem ana-baba ocağından ayrılmak hem de memleketten, hasret daha  da büyür, ayrılık ateşi daha da yakar insanı. İşte o zaman şu türküyü söyleriz  içli içli.
Yüksek  yüksek tepelere ev kurmasınlar
Aşrı aşrı memlekete kız  vermesinler
Annesinin bir tanesini hor görmesinler
Uçan da kuşlara malum  olsun
Ben annemi özledim
Hem annemi hem babamı
Ben köyümü özledim 

Düğün sevinçtir  coşkudur dedik. Her ne kadar içinde ayrılık da olsa düğünlerde bu coşkuyu bu  sevinci doyasıya yaşarız. Halaylar kurar, horonlar teperiz. Türkülerle yaşarız  bu coşkuyu. Onlar neşemizin ve sevinçlerimizin türküleridir.

Halay  başı kim çeker
Bir incecik kız çeker
Kız yolunu şaşırmış
İnşallah bize  gider
Halaylım yâr halaylım
Maşrabası kalaylım

Bayramlar  değerlerimizi hatırladığımız, kısmen de olsa yaşamaya ve yaşatmaya çalıştığımız  müstesna günlerdir. Unuttuklarımızı hatırladığımız ve hatırlandığımız günlerdir.  Gözlerimizi kapayıp geçmiş bayramları düşünürken, eski bayramların hazzını bir  kere daha duyar ve koskoca bir tarihimizi; daha doğrusu kendi ruhumuzu, kendi  anlamımızı ve kendi değerlerimizi bir kere daha yaşarız. Bu itibarla da bayram  günlerinde âdeta gönüllerin tasalarıyla zevklerinden meydana gelen bir türküyü  beraber dinler gibi oluruz. Küslük olmaz artık bu günlerde.

Şu  mübarek günde küsmek olur mu
Uzat ellerini bayramlaşalım
Tanrı selamını  kesmek olur mu
Uzat ellerini bayramlaşalım

Düşmüşse  içine sevda ateşi, canansız hayat olmuşsa senin için ızdırap, gece gündüz terk  etmiyorsa hayali sevgilinin seni, kavuşmak senin için yaşamak olmuşsa, hele de  gizli sevda çekiyor, söyleyemiyorsan aşkını, işte o zaman seni, ancak sevda  türküleri anlar.
Karadır  kaşların ferman yazdırır
Bu aşk beni diyar diyar gezdirir
Lokman Hekim  gelse yaram azdırır
Yaramı sarmaya yâr kendi gelsin

Bir güzel söz  bekleriz sevdiğimizden. Onun sevgimizi, sevdamızı anlamasını isteriz. Gözümüzün  yaşı onun için akar yüreğimize doğru. Sevgiliyse umursamaz ne bizi ne de  sevgimizi. Sitemimiz onadır, duyar da bizi anlar diye söyleriz  türkümüzü.

Coşkun  çaylar gibi çağlamayan yâr
Gönlünü gönlüme bağlamayan yâr
Benim bu halime  ağlamayan yâr
Daha ağlamasın öldükten sonra

Bir haber bir  mektup bekleriz sevdiğimizden. Bekleyişimiz yâr ile bizi ayıran yollar kadar  uzundur. Ama bizim sabredecek gücümüz yoktur. Bir an önce gelsin isteriz yârdan  bir haber bir mektup. Sevdiğimiz gelemezse de razıyızdır. Yeter ki yıkılmasın  isteriz umutlarımız.

Kara  tren gelmez m’ola
Düdüğünü çalmaz m’ola
Gurbet ele yâr  yolladım
Mektubunu salmaz m’ola

Bizi ayakta  tutan, adım atmamızı, hayata tutunmamızı sağlayan ve her şeye rağmen  dayanmalısın diyen umutlarımızdır. Kaybettiğimiz her şeyin yerine yenisini  koyabiliriz. Yeter ki umut olmasın kaybedilen. Yitirirsek umudumuzu, hayatın  rengi solar, güzellikler yok olur gider gelmemek üzere içimizden. İçimizdeki  umudu beslemeli, yeşertmeliyiz. Kendimizi güçsüz, neşesiz, yalnız daha da  önemlisi tatsız tuzsuz hissettiğimizde, işte içimizdeki umudu yeşertecek  türküler dinleme zamanıdır.

Ağlama  gözlerim Mevla kerimdir
Her daim rüzigar böyle de kalmaz
Dermansız dert  olmaz sabreyle gönül
Geçer bu ahuzar böyle de kalmaz.

Aslında  türkülerimizin en güzel türküsünü: “zifiri karanlıkta ayak sesinden  şiirin hasını tanıyacak kadar” şairliğinden emin olan, ancak bir köy  türküsü duyduğunda şairliğinden utanan Bedri Rahmi EYÜBOĞLU şu  mısralarla söylemiştir.

Şairim;  zifiri karanlıkta gelse şiirin hası, ayak seslerinden tanırım!
Ne zaman bir  köy türküsü duysam, şairliğimden utanırım…
Ah bu türküler, türkülerimiz, ana  sütü gibi candan, ana sütü gibi temiz
Türkülerde tüter dağ dağ, yayla yayla,  köyümüz köylümüz memleketimiz…
Ah bu türküler köy türküleri,
Dilimizin  tuzu biberi…
Memleket ahvalini onlardan sor; kitaplarda değil, türkülerde ara  Yemen’i!
Öleni, kalanı, gidip de dönmeyeni…
Ben türkülerden aldım  haberi!
Ah bu türküler, köy türküleri;
Mis gibi insan kokar, mis gibi  toprak, hiledir hurdasız, çırılçıplak…
Dişisi dişi, erkeği erkek!
Kaşı  kaş, gözü göz, yarası yara, bıçağı bıçak!
Ah bu köy türküleri, karanlık  kuyularda açılmış çiçekler gibi…
Kiminin reyhasından geçilmez, kimi zehir  gibi, kimi zemberek gibi…
Ah bu türküler, köy türküleri…
Ne düzeni belli,  ne de yazanı…
Altlarında imza yok ama, içlerinde yürek var! 

Türküler sevda  kokar, türküler hasret kokar, türküler Anadolu kokar, türkülerde memleketimin  hüznü, sevinci, üzüntüsü, neşesi vardır. Y.Bülent Bakiler’in dediği gibi;  ” Bizim türkümüzde gurbet var artık, hasret var, yürek var, toprak var  balam .” Türküler bize bizi anlatır olduğumuz gibi, katıksız  samimi.

Velhasıl aslında: TÜRK‘ü söyler, TÜRK‘ü anlatır türküler.

Tuba  BENLİ
Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

Sevda Aydoğdu – Sıladan Esintiler – Edirne

Siladanesintiler

Sıladan Esintiler

 

Bir göreydin sıla hasreti bizde
Name name türkü oldu tar oldu
Memleket sohbeti bazen bir sözde
Alev aldı küle döndü har oldu

Semiha Çağdaş – Ankara

 

 

 

 Ezgili Yürek

 

 

Hangi taşı kaldırsam
Anamla babam
Hangi dala uzansam
Hısım akrabam
Ne güzel bir dünya bu
İyi ki geldim
Süt dolu bir torbayla
Şöylece çıkageldim
Kime elimi verdimse
Döndürüp yüzümü baktımsa
Kısmet kapıyı çaldı
Kör pınara su geldi
Ben şakıyıp durdukça öyle
Gülün kokusu geldi
Bebesi olmayana
Bunalıp da kalmışa
Acılarla yüklü
Dargın yüreklere
Yetiştim geldim
İyi ki geldim

RUHİ SU

Gökhan Kaya – Türkülerde Yaşamak

gokhankaya

Uzun süre radyomuza emek vermiş değerli dostumuzu 11 Nisan 2012 tarihinde sonsuzluğa uğurladık. Türkülere ve radyomuza verdiği emekleri hiçbir zaman unutmayacağız.  Mekanın cennet olsun can dost …

Bütün sevimsizliğine, bütün soğukluğuna ve ıssızlığına rağmen ÖLÜM, yaşamın en gerçek ve değiştirilemez olgusudur. Bunu bilen, kabullenen yetişkinler olmamıza rağmen, ne yazık ki kabullenemedik/kabullenemiyoruz da… Hele ki genç ve sevgi dolu güzel insan çiçekleri söz konusu olunca!..

Ölüm sana yakışmadı Sevgili Gökhanım! Benim mahsun, derin bakışlı sevecen kardeşim, yakışmadı ölüm sana… Belki şimdi esrik bedenin huzura erecek, belki yalın yaşamın gibi yine yalın cennetinde kanayan yaralarını sarıyorsun bir başına…

İçim yandı, düğümler boğum boğum hançeremde; izin vermiyor rahat hıçkırayım..!

Seni ilk kez Türkü Radyo’ da tanıdım…

Emek ve özveriyle, sabır ve sevgiyle dolu özünü tanıdım, dinledim… Karşılıklı konuştuk, bazı dertleştik bazı dertlendik Türkü Radyoda.

Sen müstesna insan; Hakk’a yürüdün, haklı yürüyüşlerinde yürüdüğün gibi…Keşke böyle olmasaydı, keşke bu kadar erken ayrılmasaydım, desem de, neyi değiştirir ki bu… Karışılır mı Yaratan’ ın işine?

Belki de acının son bulması için böyle bitmesi gerekiyordu, kimbilir…

Cennet mekanında rahat uyu kardeşim, rahat uyu Gökhan’ ım! Ancak bu şekilde susturabiliriz içimizdeki çığlığı, bu şekilde tuzlayabiliriz kanayan özümüzü! Allah’ ın rahmeti eksik olmasın üzerinden güzel can, huzur içinde uyu! Seni daima sevgiyle anarak yaşatacağız türkülerde, Türkü Radyo’ da, dostlukla çoğalarak/çoğaltarak…
**
Merhaba, Türkü Radyo’ m;

Değerli kardeşimiz Gökhan Kaya’ nın aramızdan ayrılışını öğrendim, büyük bir acıyla, hüzünle! Ne yazık ki yapılabilecek bir şey kalmamıştı artık! O’ nu sizinle, sizin camianızda tanıdım, sevdim ve bir kardeş bilerek bağrıma bastım. Fakat kaçınılmaz son ayırdı O’ nu bizden! Türkü Radyo olarak size ve sizin şahsınızda bütün Türkü Radyo dostlarımıza başsağlığı , sabır ve metanetle; merhum kardeşimize gani gani rahmet diliyorum.

Başımız sağolsun, yüreğimiz türkülerle Türkü Radyo’ da olsun…

Refika Doğan / Antalya

Ortak Yayın

OrtakYayinInsanlarin türküleri kendilerinden güzel,kendilerinden umutlu,
kendilerinden kederli,
daha uzun ömürlü kendilerinden.
Sevdim insanlardan çok türkülerini.
İnsansız yaşayabildim
türküsüz hiçbir zaman.
Kadınlarımı aldattım, türkülerini asla
Hiçbir zaman aldatmadı beni türküler de.
Türküleri anladım hangi dilde söylenirse söylensin.
Bu dünyada yiyip içtiklerimin,
gezip tozduklarımın,
görüp işittiklerimin,
dokunduklarımın, anladıklarımın
hiçbiri, hiçbiri
bahtiyar etmedi beni türküler kadar

 

 

 

***********************************************

Y
aşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
      bu hasret bizim…

Nazım Hikmet Ran