Anadolu’da “Aşk ağlatır, dert söyletir.” diye bilinen atasözünün de işaret ettiği gibi halkın göç,
gurbet, savaş, yoksulluk, çaresizlik ve gariplik gibi toplumu derinden etkileyen travmatik olaylarını
yansıttığı kadar; insanların aşk, özlem, ölüm korkusu gibi bireysel duygularını da açığa vuran türküler
Anadolu’nun bağrından çıkan halk sanatçıları tarafından manzum bir tarzda saz eşliğinde terennüm
edilmiştir. Âşık Veysel’in aşağıdaki dizeleri de bu durumu ifade etmektedir:
Bayramlarda, düğünlerde,
Toplantıda, yığınlarda,
Sıkılınca, dar günlerde
Türküz, Türkü çağırırız.
İnsanoğlunun müzik duygusu evrensel olmakla birlikte, her halk ve toplum kültürel birikimi
doğrultusunda kendisine has müziği de meydana getirmiştir. Türküler ortaya çıktığı köy, kasaba, şehir gibi
sınırlı alanlardan halk ozanları, abdallar, bozlaklar vasıtasıyla farklı mekânlara ulaşmış ve zamanla o
coğrafyada yaşayan insanlarının ortak miras unsurlarından birisi haline gelmiştir. Bu bağlamda Anadolu’da,
asırlar boyu tarihe ve kendisine tanıklık edecek çoğu zaman basit, fakat veciz ifadelerle meydana getirilen
türküler, halk ozanları tarafından kulaktan kulağa aktarılmış ve bugüne kadar varlığını korumuştur.
Türkülerin kendine has dili ve üslubunun yanı sıra Anadolu insanında meydana getirdiği manevî etki göz
önüne alındığında, Anadolu’yu ve Anadolu insanının hayata bakışını, dolayısıyla duygu, inanç ve
düşüncelerini anlamada bir anahtar olduğu görülür. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Anadolu’nun romanını
yazmak isteyenler, ona mutlaka türküler yoluyla gitmelidir.” sözü de bu hakikati dillendirmektedir.
Türküler çoğu zaman bir âşık tarafından yakılıp söylense de zamanla halkın duygu ve düşüncelerini
ifade etme biçimine dönüşmüş, böylece toplum tarafından sahiplenilmiştir. Zira türküler bireysel acıları,
ayrılıkları, sevinçleri ve sitemleri toplumsal hafızada canlı tutmaktadır. Türkülerde kullanılan sade, akıcı
ve damıtılmış dil, insanı derinden etkileyen duyguları kısa ve özlü ifadelerle ortaya koyması bakımından da
önemlidir. Barındırdığı olağan üstü ifade gücü, kendilerinde üslup bakımından fazla veya eksik herhangi bir
şey bulunmayışı, yapaylıktan ve gösterişten uzak olması türkülerin, halk tarafından sahiplenilmesinde ve
meydana geldiği toplumun kültürünün vazgeçilmez bir öğesi olmasında önemli rol oynamaktadır. Bu
sahiplenmenin ve canlılığın sürmesindeki başlıca etkenler, meydana geldiği toplumun fikirlerinin, din
anlayışının ve düşünce dünyasının arka planındaki temel dinamiklerden etkilenmesi ve bunları kendi
bünyesinde barındırmasıdır.